gelecek bugünkü düşüncelerde - Kuantum Düşünce Tekniği
17537
post-template-default,single,single-post,postid-17537,single-format-standard,qode-quick-links-1.0,ajax_fade,page_not_loaded,,qode_grid_1300,footer_responsive_adv,qode-child-theme-ver-1.0.0,qode-theme-ver-11.0,qode-theme-bridge,wpb-js-composer js-comp-ver-5.1.1,vc_responsive
 

gelecek bugünkü düşüncelerde

gelecek bugünkü düşüncelerde

Yaşadığımız zaman, nasıl geçmiş tarafından belirleniyorsa, şüphesiz gelecek de bugünkü düşüncelerimizle belirleniyor. O halde bugünü çok iyi anlarsak geleceği de anlarız. Hatta belki de daha ileri gidip geleceğin oluşmasına katkıda bulunabiliriz.

Geleceğin resmi şimdi boşlukta netleşiyor. Yavaş yavaş yaklaşalım, iyice görmeye çalışalım. O resimde üzerimize düşen görev ne olabilir görürüz belki böylece.

Fakat bunu görmek için, derya içinde olup da deryayı bilmeyen balık durumundan kurtulmak gerekir. Akıp giden olayların, gazete haberlerinin arasında gizli duran, anlamlı ilişkileri bulabilmeli insan.

İnsanlar daha akılcı, daha kendi deneyimlerine uygun yaşama şansına sahipler.

Geçmişte bir klanın, bir cemaatin üyesi durumunda olan insanlar, kendine ve yeteneklerine güvenen özel bireyler durumuna geliyorlar.

Bu süratli değişimden ürken, bu değişime ayak uydurma gücünü bulamayan insanlar, geleneklerine sıkı sıkıya sarılıyorlar. Her türlü yeniliğe karşı düşmanca bir tavır takınıyorlar. Bu yüzden, bir yandan bazı insanlar kendilerini değişim rüzgârlarına kaptırmış giderken, bazıları buna şiddetle karşı koyuyor. Böylece bir çatışma doğuyor.

Geleneklerin bağlarını gevşetmesi ile bazı insanlar, en olmadık uç noktaları da yaşıyor bu arada. Uyuşturucu alışkanlığı, şiddete yönelme, serbest seks, hiçbir kural tanımama, hiçbir değer kabul etmeme modası da hızla yayılıyor. İnsanlar her şeyi denemek ve öylece kabul etmek veya reddetmek istiyorlar.

İnsan ancak bütün yeteneklerini geliştirip gerçekten seven, üretici bir birey olduğu zaman yeni bir toplum oluşacaktır. Sevmek, aslında marangozluk gibi, terzilik gibi öğrenilmesi gereken bir sanattır.

“İnsan, çok şeye sahip olarak, bir eve, bir arabaya sahip olarak değil fakat çok şey olarak kendi kendisiyle yabancılaşmaktan kurtulabilir.” diyen bir Eric From’un sesinde yankılanıyor gelecek.

Bir çağ kapanıyor. Cinsel ahlakta, evlilik biçimlerinde, aile yapılarında, eğitimde, dinde, teknolojide ve modern yaşamın her alanında kökten değişiklikler sürüp gidiyor.

Bu değişen, yenilenen çağda bilinçle yaşamak, gerçekten cesaret istiyor.

Yeni bir şeyler yapmaya çağrılıyoruz, ayak basılmamış bir toprakta yürümeye, gidilip dönülmemiş bir ormana girmeye çalışıyoruz.

Bu durumda iki seçeneğimiz var: Ya kendi içimize kapanacağız, duyarsızlaşacağız. Otomatik bir yaşam sürdürmeye devam edeceğiz.

Ya da cesaretimizi ele alıp yapmamız gerekeni yapacağız.

Evren, tümüyle bizim kendisine şekil vermemizi bekleyen bir enerji kümesidir.

Düşüncelerimiz, bu enerji kümesini harekete geçiren fırtınalar yaratır.

Hayallerimiz ve tasalarımız, hadiseleri şekillendiren mıknatıs alanları oluşturur.

Tanrı, her şeyi bizim emrimize vermiştir. Bu yüzden kitabında “İsteyin vereyim, çalın kapıyı açayım” der.

Ama bizim istemeyi öğrenmemiz ve özellikle de neyi istememiz konusunda içimizden gelen sinyalleri okumayı öğrenmemiz gerekiyor.

Bizler, eline çok üstün nitelikli oyuncaklar verilmiş ama henüz onu kullanmasını bilmeyen çocuklar gibiyiz.

Acı çekmek, duygularımızı keskinleştiren özel ilaçların yarattığı etkiyi yapar.

Aşık olmak, kendi kabuğumuzdan çıkarır, dünyaya yepyeni gözlerle bakmamızı sağlar. Daha duyarlı, daha anlayışlı kılar bizi.

Yalnızlık, kendi kendimize yaptığımız bir danstır. Yalnızlıkta kendimizi keşfederiz.

Ya insanlarla birlikte olmak? Onlarla içli dışlı yaşamak? Kusurlarımıza ve güzel taraflarımıza ayna tutar o ilişkiler.

Hastalıklar ve parasızlıklar, bize tevazuu, Tanrı’ya bağlanmayı öğretir. Başka insanların halinden anlarız böylece.

O halde yaşasın bütün yaşananlar ve yaşanacak olanlar!

Yaşasın hayat!

Ve onun getirdikleri!

Bütün insanlar, yüreklerinin özünden, bir anda, aynı anda, sadece iyi bir gelecek, sadece iyilik düşünseler…

Yüreklerinin özünden çıksa bu istek.

Öyle güçlü, öyle kararlı…

Gerçekten bütün zorluklar bir adımda geçiliverir.

Gerçekten güzel bir dünya olur.

Siz bakmayın insanların kötü olduğunu söyleyenlere. Hayatın zorluklarından, gelecek kara günlerden söz edenlere kulaklarınızı tıkayın.

Hatta onlara bu umudu, bu coşkuyu aşılayın.

Haydi, hep birlikte umutlu ve güzel bir gelecek için sinyallerimizi ayarlayalım.

Çünkü onu bizler yaratıyoruz.

Haydi hep birlikte!

R.Şanal