kaçamak yaşamak - Kuantum Düşünce Tekniği
17501
post-template-default,single,single-post,postid-17501,single-format-standard,qode-quick-links-1.0,ajax_fade,page_not_loaded,,qode_grid_1300,footer_responsive_adv,qode-child-theme-ver-1.0.0,qode-theme-ver-11.0,qode-theme-bridge,wpb-js-composer js-comp-ver-5.1.1,vc_responsive
 

kaçamak yaşamak

kaçamak yaşamak

Geçenlerde bir dostum dedesinden bahsederken: “Babaannem O’nun için hep ‘O kaçamak yaşıyor’ derdi” demişti.

Ne yaparmış dedesi? Kaçamak yaşarmış. Gerçi burada babaannemin bahsettiği şey; beni başkalarıyla aldatıyor, ama benim sözünü etmeye niyetlendiğim şey tamamen o değil. Hayatı kaçamak yaşamak; çünkü hayatı yaşamak, suç işlemekle eşit.

Çocukluk yaşının o rüya gibi günlerinden bir gün, büyükler bizi karşısına alır, “Hayat hep böyle geçmez, artık kendini toparlaman gerekiyor. Yapman gereken şeyler var, sorumlulukların var.” derler.

Fakat bunu, sakince çocuğun gözlerinin içine sevgiyle bakarak söylemezler. Ya bir dayaktan sonra ya bağırıp çağırırken ya seni terk ederim, başka anne/baba bul, seni sevmiyorum gibi tehditler eşliğinde yapılır bu konuşma; çünkü o zaman etkili olur.

Biz çocukken, henüz cennetimizde yaşarken, hayatı gerçekten yaşarız. O zaman; bahçeler, salonlar, odalar, kahkaha ve sevinç çığlıklarıyla dolar.

Henüz o zaman, ruhsal olarak iğdiş edilmemişizdir. Henüz o zaman, bize neyin doğru, neyin yanlış olduğu öğretilmemiştir. Henüz o zaman, şevkimiz kısılmamıştır.

Sonra…

Sonra ne olur? Yaşam ikiye ayrılır:

Bir, koşullu yaşamak
İki, kaçamak yaşamak

İçindeki çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak için bir yaşam, bir de toplumun istediği, senle ilgili bir yaşam…

Dans etmek istersin, içindeki toplum “Hayır” der. Susar oturursun ama yemeğe saldırırsın.

Şarkı söylemek istersin ama kafandaki toplumun sesi “Hayır” der. Susar oturursun ama troid bezlerin çalışmamakta ısrar eder.

Anlamak ve anlatmak istersin, ukalalıkla suçlanırsın. Susar oturursun, kekeme olursun.

Ticareti seversin, alıp satmak, kar etmek istersin. Baban, memur olmanı istemiştir. Gider gelir çalışırsın. Geceleri ayağın huysuzlaşır, atar durur, kafasına göre takılır.

“Ne oluyor yahu!” dersin.

Doktorlara taşınırsın, ilaçlar yutarsın. Diğer huysuz ayakçılarla konuşur dertleşirsin.

Bir de kaçamak maçamak, hiçbir şekilde yaşamayanlar vardır. Ama yaşar görünürler.

Ölüdürler ama diğer ölülerin yanında ölü oldukları anlaşılmaz.
Ölü eşyalarla ve ölü fikirlerle ilgilenirler.
Yaşam onların ödünü kopartır.

Belirsizlik ve boşluktan ödleri patlar. Kahkaha, fıkırdaşma duysalar tansiyonları fırlar. Onlar, sabit bilinen denenmiş şeyleri severler.

Peki ya hayatı gerçekten yaşayanlar! İşte onlar kahramanımdır. Doyasıya, sınırsız ve çılgınca…

Sevgiden başka hiçbir kural tanımazlar. Kurallarını kendileri koyarlar.
Neşenin, güzelliğin, coşkunun olduğu yerdedir onlar ya da bulundukları her yere bunları götürürler.
Maceranın, eğlenmenin, paylaşmanın olduğu yerdedirler.
İşte onlar, hayatı gerçekten yaşarlar.

 

R.Şanal