pazar sabahı saat 11:00 ile 14:00 arası - Kuantum Düşünce Tekniği
17510
post-template-default,single,single-post,postid-17510,single-format-standard,qode-quick-links-1.0,ajax_fade,page_not_loaded,,qode_grid_1300,footer_responsive_adv,qode-child-theme-ver-1.0.0,qode-theme-ver-11.0,qode-theme-bridge,wpb-js-composer js-comp-ver-5.1.1,vc_responsive
 

pazar sabahı saat 11:00 ile 14:00 arası

pazar sabahı saat 11:00 ile 14:00 arası

Evet, bu saatlerde, İstanbul yollarında seyir halindeki arabaların nereye, hangi amaç için gittiklerini bir bilebilsek!

Melih Cevdet Anday’ın şiirinde söylediği gibi; Yahudisi Urumu, genci yaşlısı, okumuşu yazmışı… Çoğu nereye gidiyor biliyor musunuz? Üfürükçülere, falcı ve büyücülere!

Kiminin kocası evden kaçmış, kimi iflasta, zararda, kiminin çaresiz bir hastalığı var.

Bir danışanım anlattı: Gittim ve şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. Sanırsın ki banka veznesi. Önce sıra numarası alıyorsun ( Q matik deniyormuş ona) aynen bankalarda olduğu gibi, bir makinanın tuşlarına basarak. Bekliyorsun. Bayağı kalabalık. Hoca, bir bankonun arkasında duruyor. Yetmemiş, bir de paravan var.

Onun arkasından konuşuyor. Namahremler var ya! Gelenlerin çoğu kadın çünkü. Süklüm püklüm bekleşiyoruz. “Yahu ben çalıştığım yerde müdürüm şu halime bak!” diye düşünüyorum içimden. Derdini anlatıyorsun. İki dakika! Dinliyor seni. “Resmi var mı?” diyor. Uzatıyorsun resmi, kısa bir sessizlik. “Buna büyü yapılmış” diyor. “İki kadın bunlar, kocanı elinden almak için büyü yapmışlar.” “Ne yapacağız” diyor danışanım. Hoca cevap veriyor. “Çözeriz!” Muskalar, dualar falan veriliyor kendisine. Fiyatı 150 lira. Üstelik hocanın evinin kapısında tabela var. Vergi levhası asılı salonda.

Neden bu tuhaflık? İnsanların kafası karışık çünkü. Kaderimizi biz mi belirliyoruz, yoksa kör talih mi?

Gayet de yolunda giden bir evliliği, iki kötü kadın, bir büyüyle cart diye bozabilir mi? Bozabilirse o zaman taş da düşebilür, ayı da çıkabilür! Her an her şey olabilür! Hiçbir şeyin garantisi olmadığı gibi, neyin neden olduğu da belli değildir.

Kocan evden gitti çünkü sen evde kocana erkeklik taslıyorsun ya da annenden aldığın ya da almadığın cinsel eğitim dolayısıyla cinsellik, senin için bir kâbus.

“Onun için adam gidiyor!” falan gibi, sorunun nedeni olabilecek mantıklı açıklamalara gerek yok.

Yani senin yaptığın ya da yapmadığın bir şeyle bu durumun bir alakası yok.

Ya da sen karında, aslında anneni arıyorsun da annene de seni olduğun gibi kabul etmediği için öfkelisin ve bu öfkeyi karına yansıttın için… Falan filan…

“Amaan!” diyeceksin. Kim uğraşacak bunlarla? “Ne gerek var böyle ince düşünmeye?” diyeceksin. İyisi mi sen ne yap biliyor musun? Alın yazısı deyip, ellerini böğründe bağlayıp, yüzüne sahte bir tevekkül ifadesi takınıp, boşluğa öööylece bakıp, iç çek arada bir.

Sonra biri olmazsa öbürü, bir şey olmazsa diğeri; dolaşıp durursun bu durumu çözmek için. Sanki senin hayatında olup biten şeylerden sen sorumlu değilmişsin gibi yaparsın. Bunun tersini söyleyenlere çemkirirsin. “Ne alakası var canım?” dersin. “Boş işler bunlar!” dersin. “Bu kuantumcular nedir? Ne yapıyorlar?” dersin.

“Hırsızlığın da geni bulundu.” diyenlere itibar edersin.

“O bile genlerimizde yazılı ise alın yazısı dedikleri bu olmalı.” diye düşünürsün.

Kendi düşüncelerini ve tutumlarını sorgulamadan, başkalarını değiştirmek için büyücülerin kapısını aşındırırsın.

Özgür irade, özgür seçim gibi bir kavram hakkında çok düşünmediğin için, olsa olsa birisi diğerinin özgür iradesini ipotek altına alacaktır. Sen de onunkini kendine bağlarsın. Bağlamaya çalışırsın olur biter. Böyle yaptıkça İstanbul’daki bütün üfürükçüler, astrologlar, türbeler senin mekanın olur. Aklın iyice karışır. Q matik numara basar, hoca para basar, sana hafakanlar basar. Şansına küsersin. Ona buna kızarsın. Ve sonunda sana bu kaderi biçtiği için Yaratan’a kızarsın.

Ama bunu içinde tutarsın. Dıştan çok inanmış gözükürsün. “Ben O’nu çok severim!” dersin. “Zorda kalınca hep yanımdadır” dersin. Ama bunlar külliyen senin yalanındır.

Kocan evden gidiyor çünkü sen de ona erkeklik taslıyorsun. İki erkek bir eve yakışmaz ama iki çıplak bir hamama yakışır. Sadece kocanla ilişkinde değil, bütün hayatında bu sorun karşına çıkar. Hep üstte olmak, hep karar veren olmak durumunda olma hırsını fark edip değiştirene kadar.

Koca da ne yapcek? Daha bir aktif, daha bir kararlı olcek. Risk ve sorumluluk alcek. Bunun için gerekli mücadeleyi verecek. Nerede? Kendi içinde. En büyük mücadele, aslında insanın kendi iç dünyasında olmalı. Dışarıda düşman yok. Dışarıda değiştirilmesi gereken kimse yok. Kafanın içinde operasyon yapcen.

Dönüp kendine bakcen. Kendine iyi bakcen.

Nasıl aynaya bakıp kaşına gözüne, saçına başına çeki düzen veriyorsan, bunu çok önemsiyorsan; kafanın içiyle de ilgileneceksin. Başka çare yok. Bu iş ince iş.

Ama zevkli bir iş. Kazancı çok büyük. Kafanın içinde yapacağın minicik bir pozitif değişiklik, sana gerçek hayatta yol, su, elektrik olarak geri döner.

Sonuç olarak falcının karşısında süklüm püklüm sıra beklemekten kurtulursun. Bu da bir şey, değil mi?

Hayat, bir pilin aynı kutuplu iki ucunu bir araya getirmeye çalışmakla geçmez.

R.Şanal