sorun sever - Kuantum Düşünce Tekniği
17554
post-template-default,single,single-post,postid-17554,single-format-standard,qode-quick-links-1.0,ajax_fade,page_not_loaded,,qode_grid_1300,footer_responsive_adv,qode-child-theme-ver-1.0.0,qode-theme-ver-11.0,qode-theme-bridge,wpb-js-composer js-comp-ver-5.1.1,vc_responsive
 

sorun sever

sorun sever

Bazı insanlar vardır. Özellikle sorun severler.

Hatta birçok insan böyledir. Aslında, sorun sevdiği halde, sanki sorunlardan şikâyet ediyor gibi yaparlar. Ya da sanki sorunları çözmeye çalışır gibi…

Bunun böyle olduğunu söyleseniz, ima etseniz, size düşman kesilirler. “Ne demek yani? İnsan sorun sever miymiş?”

Arkasından klasik savunma cümleleri gelir: “Siz de benim yaşadıklarımı yaşasaydınız!”

Bir tanıdığım var, ismi lazım değil. En son onu karşımda canlı canlı görünce bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Toplu taşıma araçlarında başına gelenleri anlatıyordu. Konuşmayı “Hep de beni bulur!” diye noktaladı. Ben de ona “Hayır, sen onları buluyorsun!” dedim.

Ne zaman metrobüse binse ya sarhoşlara denk geliyordu ya tacizcilere.

Alkol kokusundan nefret ediyordu. Hep kötü kokulu insanlar onu buluyordu.

Ben de geçen yıl boyunca, haftada bir gün, karşı yakadaki şubemize gittim. Metrobüse biniyordum genellikle. Birinde, şehir dışından gelen iki adama, aradıkları adresi tarif etmek için yarışan insanlar gördüm. Bir diğerinde, her gün karşı yakadaki muayenehanesine gidip gelen bir doktorla sohbet ettik ayaküstü. Bir diğerinde, yaşlı birine ısrarla yerini vermeyen çalışan iki kişinin tatlı rekabetine tanık olmuştum.

Ah bu sorun severler!

Bir gün, bir taksiye bindim. Adam, ilk beş dakika sonra anlatmaya başladı. Bir zamanlar bir sinema filmi için çalışmış. “Aha da şurda!” diye bana yerini gösterdi. Büyük bir projeymiş bu. Kendisi de prodüksiyonda görev almış. Tüm Anadolu’yu dolaşmış, birçok malzeme toplamış. Fakat yapımcı parasını ödememiş. Çok zor durumda kalmış, evine ekmek getiremez olmuş. Artık canına tak edince yapımcının evine gitmiş, silahı çenesine dayamış ve tetiği çekmiş. Ama olmamış işte, adamı öldürememiş. İlk kez, boyunun fazlaca uzun olduğuna hayıflanıyordu. Çünkü boyu bu kadar uzun olmasaydı kurşun, adamın çenesinden girip ağzından çıkmazdı. Direkt beynine girerdi.

“Şansın varmış” dedim. “Katil olmaktan kurtulmuş oldun.” “Ne şansı abi!” dedi, “Öldüremedim şerefsizi.” Sonra son noktayı koydu; “Hep bunlar beni bulur abi!”

İkinci hikâyesini anlatmaya başlayacaktı ki ben gideceğim yere vardım. Arabadan indim. Adama, aslında kendisinin bir “Sorun sever” olduğunu nasıl anlatacaktım ki!

Bir sorun insana ne sağlar? Asıl soru bu aslında.

Sahte bir gündem yaratıp sonra o gündemle uğraşıp boğuşmaya yarar. Gerçek olmayan sorunlar, içi boş uğraşlar, gereksiz, lüzumsuz meşgaleler.

Bütün bunlarla boğuşup uğraşmak, bunları çözmeye çalışmak, halletmek, altından kalkmak, insana ayrı bir gurur verir. Güçlü olduğunun, becerikli olduğunun bir kanıtıdır bunlar.

Elindeki pazar torbasını sürüye sürüye eve gidenler, otoparkta yer bulmak için birbirleriyle tartışanlar, geçmişten kalan hukuksal problemler, çocuğun dişi, öbürünün kuşu… Hep, insana bir amaçlılık duygusu verir.

“Vay sen bana şunu dedin! Öyle mi demek istemiştin? Bunu senin yarına bırakmam!” hayhuyu içinde geçen bir ömür.

İnsanların geneli; iyilikten, güzellikten, sevgiden hoşlanmaz. Sorsan, herkes barış ve refah ister. Ama bilinçaltı, bunlar konusunda pozitif bir fikre sahip değildir ve şiddetle bu türlü iyi durumları eliyle iter. Bunları tehlikeli bulur.

Sevgiyi zayıflık, gücü kötülük, zenginliği yük olarak algılar.

Bir sorunun olmadığı bir dünyayı hayal edemez.

Bu yüzden “Sınırların olmadığı bir dünyayı hayal et!” diyen John Lennon, bir hayranının silahlı saldırısıyla öldürülür.

Ulusların arasında barış ortamı oluşturmanın yollarını arayanlar, zehirlenip yok edilirler.

Bir yerde bunların sorumluları bile, elinde alışveriş poşeti ile yorgun argın evine giderken, “Yarın ne pişireyim? Doğal gaz faturasını nasıl ödeyeceğim? Sigorta primim de bu ay yattı, oh ne iyi! Siyatiğim de son günlerde iyice azdı.” diye düşünen sorun severlerdir.

Bir de bu hayat gailesinin içinde yaşayıp gitmeyi, yaşamın tek gerçeği, en önemli işi olarak gören kişiler… Bu durumu yücelten kişiler… Onlar da sessiz kalabalık olarak, bilmeden çanak tutmuş oluyorlar bu duruma.

Yani sorunları ortaya çıkaranlar ve onların varlıklarını sürdürenler, sorun severler oluyor.

Yıllar önce yeni bir eve taşınıyorduk. Bir kooperatif evi. Bizim daireye telefon için başvurduk, bekliyoruz. Başka bir komşumuza telefon çıkmış. Fakat o henüz taşınmamış. Bu kişi de bizim arkadaşımız. Ona, “Bizim telefon çıkıncaya kadar onunkini, hemen yan daire olduğu için, bir hat çekerek kullanabilir miyiz?” diye sorduk. Biraz çekinceli davrandı.” Bilmem, sonra bir sorun çıkmasın?” dedi. Ben de ona “Ne sorun çıkabilir?” dedim. Gerçekten de bir süre sonra, eften püften bir sebeple bir sorun çıkmadı. Evet evet, yanlış okumadınız, gerçekten de bir sorun çıkmadı ama “Bana göre” sorun çıkmadı. O arkadaşıma göre sorun çıktı ve bana dönüp “Sana ben söylemiştim!” dedi.

Sorun olmazsa ne yapardık o zaman?

Ego sorundan beslenir. Kendine yapay gündemler oluşturur. Zaten egonun kendisi yapaydır. Gerçek değildir. Onun bu sahteliğinin ortaya çıkmaması için, sahte durumlara ihtiyacı vardır ve bunu yaratır.

Bazı insanlar da bu yüzden kendilerine sunulan sevgiden kuşku duyarlar. Böyle bir şeyin olamayacağına inanırlar. Aslında, sevmeyen bizzat kendileridir de ondan. Sevgiye inanması için, kendisinin seven biri olması gerekir çünkü.

Bu yüzden mutlaka sevginin olmadığını, kimsenin kendisini sevmediğini kanıtlamaya çalışır. Bu yüzden, ne zaman birisi onu sevse kendi en kötü yanını (aslında böyle bir yan yoktur) ortaya çıkarır. O kişiyi kaçırıp uzaklaştırır.

Sorun severler bir dernek kursalar, onları hiçbir daire, bina almaz. Sığmazlar çünkü o kadar kalabalıklardır yani. En iyisi, tüm vatan sathına yayılmaktır. Zaten de öyle olmuştur.

“Sorun sever” mi, “Sorun savar” mı olmak istersiniz?

R.Şanal