yüce ve kudretli oz - Kuantum Düşünce Tekniği
17504
post-template-default,single,single-post,postid-17504,single-format-standard,qode-quick-links-1.0,ajax_fade,page_not_loaded,,qode_grid_1300,footer_responsive_adv,qode-child-theme-ver-1.0.0,qode-theme-ver-11.0,qode-theme-bridge,wpb-js-composer js-comp-ver-5.1.1,vc_responsive
 

yüce ve kudretli oz

yüce ve kudretli oz

Bizim, Ala ile film seyretme deneyimlerimiz bana çok şey öğretti. Özellikle de bir filmi en az beş kere izleyerek! Öyle oluyor ki sonunda o filmin felsefesini, sosyolojisini, psikolojisini ve dahi parapsikolojisini çözüyorum. Çözmek zorunda kalıyorum.

Geçen gün, bu kez de Oz Büyücüsü filmine gittik. Tabi ki ikinci kez. Bir kere de annesi ile gitmiş. Etti mi üç. Neyse bu filmi çok severim. Bu kez filmde insanların, özellikle kadınların nasıl ve neden kalplerini katılaştırdığını harika bir biçimde anlatmış yönetmen.

Film, on üç yaşında Teksas’taki evinde otururken, birden bire çıkan fırtınada evinden uzaklaşan Doroti adındaki bir kızla ilgili. Doroti, bu yolculukla birlikte aslında kendi olgunlaşma, birey olma sürecinin içinde bulur kendini.

Neyse demem o değil. Asıl söyleyeceğim başka. Filmin bu versiyonunda, hikayeyi Doroti üzerinden değil OZ Büyücüsü karakteri üzerinden yürütmüşler. Çok da güzel olmuş.

Ucuz ve basit bir kasaba panayırında sihirbazlık numaraları ile hayatını yürütmeye çalışan genç bir adam, bir balona binip kaçmak zorunda kalır. Balon, Yeşil Kristal Ülke’ye düşer. Orada insanlar, kendilerini kötü cadının gazabından kurtaracak bir sihirbazı beklemektedirler. Genç adam, durumunu kurtarmak için beklenen kişinin kendisi olduğu ısrarına “Hayır” demez.

Bu arada kötü cadının kız kardeşiyle tanışır. Kız ona durumu anlatır. Beklenen kralın kendisi olduğunu söyler. Birlikte yolculuk etmeye başlarlar. Birbirlerini severler. Fakat kardeşi kötü cadı, bu durumdan hoşlanmaz ve genç adamın kendisini aldattığı yalanını uydurur. Genç kız buna inanır. İntikam almak istemektedir. Kötü cadının eline büyük fırsat düşmüştür. Ona kalbini kaskatı yapacak bir elma verir ve ısırmasını ister. Elmayı ona uzatırken şöyle söyler: ” Artık kimse kalbini kıramayacak.”

İşte bu cümle, Hitler’in, Hermann Göring’in, Stalin’in, Cengiz Han’ın cümlesi;

“Artık kimse bizi üzemeyecek çünkü kalbimizden duyguları söküp attık. Onlar bizi zayıf düşürüyor. Önce bana bunu yapanları, sonra onlara benzeyenleri, sonra da zayıf ve güçsüz olanları yok ederek kendi zayıflığımla tekrar yüzleşme ihtimalinden kendimi korumuş olurum.”

Kalbinizi acılara kapattığınızda sevinçlere ve sevgilere de kapatmış olursunuz. Filmlerdeki cadıların yüzlerindeki çirkinlik aslında bundandır. Öfke ve kızgınlık, sonunda yüze yansır. Çocuksu, saf ve iyi olan asıl kimlik derinlere gömülür. Çünkü insanın bu yanı zayıftır. Saldırılara açıktır. Kolay ikna olur ve kolay kandırılır.
Özellikle sevgi, insanı zayıf kılar. Bu sebeple mümkün olduğu kadar sevgiden uzak durmalı, her zaman güçlü olmalıdır.

Kalbinde küçük bir sevgi belirtisi kıpırdandığı an onu bastırmalı, örtmelidir.

Arno Gruen, “Empatinin Yitimi” adlı kitabında bu konuyu bütün derinliği ile incelemiş. Küçük yaşlarda sevilmeyen, reddedilen, utandırılan, suçlanan çocukların, bu yaralarını tekrar deşmemek için nasıl katılaştığını anlatır. Bu tip insanlar kolaylıkla şiddete başvururlar. Kendi insanlıklarını yitirmişlerdir. Fakat bunu maskelemek için sahte pozlar takınmayı da kolay becerirler.

Gruen, Hitler’in Alman ırkının babası gibi algılanmak için, doğayla, çocuklarla, hayvanlarla ve kadınlarla sanki çok derin bir yakınlık kurmuş gibi davrandığını söyler. Ona göre bunlar sadece pozdur. Gerçekte Hitler, tüm insani hislerden yoksun bir robottan ibaretti.

İçimizde sıkıca saklı tuttuğumuz acılar, sonunda bizi zehirleyen yaralara dönüşür. Bu acıyı mutlaka ifade etmeli. Zayıf ve aptal görünme korkusu ile birçok kişi bu duygularını bastırıyor.

Toplum da zaten duyguları küçük görüyor, duygusallığın iyi bir şey olmadığını ima ediyor. Katı olmayı, duyarsız olmayı, sadece kendini düşünmeyi yüceltiyor. Başkalarını düşünen, onların acılarıyla, dertleriyle dertlenen, açık, şeffaf, olduğu gibi olan çocuklar, acilen katılaştırılmaya çalışılıyor. Çünkü böyle giderse çok acı çekerler.

Oysaaaa kalp, acıyla sevinci eşit şekilde yaşaya yaşaya kuvvet bulur. İnsan, hem ağlayarak hem gülerek olgunlaşır. Hayat, bu ikisinin harika bir kokteylidir. İnsanoğlu tabi ki ağlayacak, gülecek, acı çekecek, düşecek, kalkacaktır.

Sonunda bütün bunların ötesine geçecek, hepsinin bir hayal, bir illüzyon olduğunu anlayacaktır. Daha sonra daha da ileri geçecek, hayatın kendi yarattığımız bir rüya olduğunu anlayacak ve sonunda kendi rüyasını kendisinin yönettiğinin farkına varacaktır.

 

R.Şanal